Psikoterapinin öncü isimleri Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde buluştu. 28-29 Nisan 2018 tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi, Davutpaşa Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen zirvede, Prof. Dr. Hakan Türkçapar, ‘‘Bilişsel Davranışçı Terapi’’ konu başlığıyla yaptığı sunumla yerini aldı.

1990 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olan ve Psikiyatri ihtisası yapan Türkçapar, kendisinin ampirizme  ve bilime ağırlık verdiğini belirtmekte, Psikodinamik Terapide birçok şeyin daha bulanık olduğunu, danışanla ilişkilerde net olmadığını fakat diğer taraftan Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) daha organize, bilimsel temellere dayalı bir terapi çeşidi olduğunu ve bu nedenle Bilişsel Davranışçı Terapiye yöneldiğini belirtmektedir. Psikoterapinin temelde insan ilişkileri ve sözel iletişim yoluyla ruhsal rahatsızlıkların tedavisi olduğuna işaret eden Türkçapar, BDT’nin yapmaya çalıştığı şeyin psikoloji biliminin özellikle öğrenme kuramlarını ve bilişsel kuramlardan gelen bilgisini ruhsal sorunların azaltılmasında kullanmaya çalışmak olduğunu vurgulamaktadır.

Çalışılmak istenen konuyla alakalı gözlemler yapılarak hipotezlerin oluşturulduğu, daha sonra bu hipotezlerin test edildiği, testi geçtikleri takdirde o hipotezlerin kullanıldığı yöntem olan pozitivizmin, bugün Klinik Psikolojide de geçerli olan paradigma olduğuna işaret eden Türkçapar, pozitivizmi psikoloji alanına uygulayan kişinin Watson olduğunu belirtmektedir. Davranışçılar ortamda ne olup bittiğinin ve kişinin ne yaptığının gözlemlenebilen şeyler olduğunu ve sadece bu ikisine bakılarak insan psikolojisinin açıklanabileceğini, dolayısıyla gözlemlenemediği, ölçülemediği için zihinde ne olup bittiğinin bir önemi olmadığını savunmaktadır. Davranışçıların çevre ve davranış arasındaki ilişkiyi inceleyerek psikolojiyi uygulamalı bir bilim olarak oluşturduklarını belirten Türkçapar, bu temel bilimsel verilerin de tedavi alanına aktarıldığına ve Klinik Davranışçılığın doğduğuna işaret etmektedir. Davranışçılığın İngiltere’de daha çok Klasik Koşullanma üzerine geliştiğine işaret eden Türkçapar, Amerika’da B. F. Skinner’ın Edimsel Koşullanmasının etkisiyle gelişen bir Amerikan Davranışçılığı olduğunu ve daha ağır vakalarda; ağır depresyon, şizofreni, otizm gibi vakalarda kullanıldığını vurgulamakta, diğer taraftan da Bandura’nın insan öğrenmelerinin çoğunun hayvanlarda olduğu gibi  doğrudan yaşantıyla değil de gözlemsel yaşantıyla olduğunu gösterdiği Sosyal Bilişsel Kuramın ortaya çıkmasıyla bilişselciliğin Psikoloji alanında yükselişine işaret etmektedir. Piaget’in zihinsel gelişimi bilişsel açıdan açıklayan kuramlarının ortaya çıkmasıyla birlikte Psikoloji’de yeni bir akım, yeni bir paradigma olan bilişselciliğin ortaya çıktığına işaret eden Türkçapar, bilişselciliğin öğrenme kuramlarının üstüne çıktığını belirtmektedir.

Bilişsel kavramların terapiye girişinin hiçbir temel psikoloji kuramıyla ilgisi olmayan iki klinisyen tarafından oluşturulduğuna işaret eden Türkçapar, Albert Ellis’in, hastaların çok iyi iç görü kazanmalarına rağmen problemlerinin devam etmesinin; koşullanmadan sonra ortaya çıkan sönmenin, köpekte oluşan sönmenin insanda oluşmamasının temel nedeninin, insanda köpekte olmayan çok önemli, farklı bir özellik olan düşünme özelliği neticesinde olduğu fikrini ortaya koyduğunu belirtmektedir. Yaşantı ne olursa olsun, insanın düşüncesiyle o yaşantıyı dönüştürme ve değiştirme yetisine sahip olduğuna işaret eden Ellis, kendisine iyi davranan bir otorite figürünü gördüğünde bunun bir istisna olduğunu düşünmesi, yumuşak davranan bir otorite figürünü gördüğünde aslında kızdığını ama o anlık belli etmediğini, daha sonra kızacağını düşünmesi gibi örneklerden yola çıkarak aslında yaşanılan şeyin ne olduğunun önemli olmadığını, önemli olanın o yaşantıdan çıkartılan sonuç ve ona verilen anlam olduğunu, dolayısıyla da o alana yönelinilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Depresyon Analitik Kuramına göre depresyonun; kişinin hem sevgi hem nefret duygularıyla bağlandığı nesneden ayrılması sonucu kişinin kendisini yemeyerek, içmeyerek, uyumayarak cezalandırması olduğuna işaret eden Türkçapar, Beck’in amacının bunu bilim dünyasına kanıtlamak olduğunu ve rüyalarla çalıştığını fakat hipotezini kanıtlayamaması sonucunda tevil etmeye çalıştığını ama yaptığı açıklamadan memnun kalmaması sonucu depresyonu bulduklarıyla açıklamaya çalıştığını belirtmektedir. Beck’in ulaştığı sonucun depresyonun kişinin kendisini, çevreyi ve geleceği olumsuz görmesinden kaynaklanması olduğunu belirten Türkçapar, Analitik camianın bunu hoş karşılamadığına ve 70’lerden sonra Beck’in tamamıyla Analitik camiadan koparak bağımsızlaştığına işaret etmektedir. Anksiyeteyle ilgili Bilişsel kurama göre, anksiyetenin kişinin kendisini güçsüz, zayıf, yetersiz; çevreyi ve dünyayı da tehlikeli görmesinden kaynaklandığını belirten Türkçapar, kişinin her yerden, her an bir tehlike gelebileceğini ve o tehlike karşısında güçsüz ve zayıf olduğunu düşünmesinden kaynaklandığını, çeşitli anksiyete bozukluklarını bu bağlamda o tehlikenin tipi ve kişinin kendisinde zayıf gördüğü alana göre sınıflandırdığına işaret etmektedir.

Türkiye’de Psikoterapi alanında çalışan psikiyatr ve psikolog olmak üzere iki meslek grubu olduğuna işaret eden Türkçapar, psikiyatrların psikoloji bilgisinin çok iyi olmadığını, psikologlarında psikopatoloji bilgisinin çok iyi olmadığını, arada dikotomi olduğunu belirtmekte, Psikolojinin herkesin rahatlıkla el attığı bir alan olduğunu, dolayısıyla Psikolojiye merak salıp okuma yapan kişilerin psikolojik hastalıklara ve tedavilere dair kitaplar yazıp onları satabildiğine, diğer bir ifadeyle Türkiye’de Psikoloji ve Psikoloji bilimi arasında bir boşluk olduğuna işaret etmektedir.

Psikoloji alanında hoşuna gittiği için bir ekol takip edilmemesi, en iyi ve en etkili yöntemin seçilmesi gerektiğini vurgulayan Türkçapar, Randomize Kontrollü Çalışmaların Bilişsel Davranışçı Terapinin en önemli farkı olduğuna işaret etmekte, hem ruhsal rahatsızlıkların modeli geliştirilirken, hem de tedavi yöntemi geliştirilirken bilimsel verilerin kullanıldığını belirtmekte, bilimsel kuramlar geliştikçe bilişsel kuramların da değiştiğine vurgu yapmaktadır. Bu nedenle BDT çalışacak kişileri zorlu bir çalışmanın beklemekte olduğuna işaret eden Türkçapar, belli bir ekolün belli bir mottosu olduğuna ve o mottonun öğrenilerek her yere uygulanabileceğine fakat BDT’nin öyle olmadığına, sürekli okumak, sürekli araştırmak, sürekli öğrenmek, kendini geliştirmek gerektiğine işaret etmektedir.

Geçtiğimiz yıl ilki gerçekleşen Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde farklı ekoller üzerine uzmanlaşmış 31 profesyonel isim, psikoterapi alanında yapılan çalışmaları her yönüyle değerlendirerek birikimlerini aktardılar. Kısa sürede sağladığı çok çeşitli bilgi aktarımı sayesinde alana ilgi duyanlara büyük bir fırsat sunan Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde konuşmacılar ile katılımcılar, paneller ve atölyeler eşliğinde bol etkileşimli bir atmosferde buluştu.

Bu yıl da Hakan Türkçapar ‘‘BDT Nedir? Ne Değildir?’’ konu başlığıyla 16-17 Mart 2019 tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi, Maçka Kampüsü’nde gerçekleştirilecek Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde yer alacak.

 

*Bu yazı İstanbul Şehir Üniversitesi öğrencisi Sümeyra Hafızoğlu tarafından düzenlenmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir