Category Archives: Blog

PSİKOTERAPİ EKOLLERİ SANA SESLENİYOR: NE OLURSAN OL YİNE GEL!

PİNHANİ – HELE Bİ GEL

Gel vatandaş gel, her derde terapi psiko-ekoller burada, bekleyin efendim gelin Türkiye Psikoterapi Zirvesi pek yakında! Psikoterapiyi şimdiye kadar nasıl bilirdiniz bilmiyoruz, fakat bundan sonra bakışınızın değişeceğine garanti veriyoruz diyebiliriz. O zaman önce psikoterapi kimdir biraz onu tanıyalım.   Anlamlarla ilişkisel bir diyaloga sahiptir. Kişinin bedeninden aşıp ruhuna doğru yol alır. Gerek konuşma yoluyla davranış değiştirmeyi amaçlayan, gerekse var olan semptomların hafifletilmesi açısından kullanılan bir yöntembilimidir.   Aklınızda ve kalbinizde yaşadığınız içsel çatışmaları çözümlemek hedefidir. Bu çatışmaların sizin avucunuza getirip koyduğu gerginlikleri, kaygıları, korkuları, huzursuzluk ve çöküntüleri azaltıp gideren, bir ruhsal uyum geliştiricidir. Kendinizle ve diğer kişilerle olan ilişkileriniz benim yolculuk kriteridir. Kaç çeşidi olduğu sorusuna Freud  “Ne kadar terapist varsa, o kadar.” cevabını verir.   Sigmund Freud ve Joseph Breuer hastalarına tedavi uygularken psikoterapiden “talking cure” konuşma terapisi olarak bahseder, aslında çeşitlerinin ilki burada başladı diyebiliriz. Fakat size bugün psikoterapiyi bir tedavi yönetiminin ötesinde bu bilimi bir inanç biçimi, bir felsefe, bir bakış açısı hâline getiren ve hayatın içine yediren Türkiye'nin öncü terapistlerinden bahsedeceğiz.   Haydi başlayalım!

1- BİLİNÇL

“Çocuklar ve Ergenler ile EMDR” Eğitmenliği üzerine Prof. Dr. Ümran Korkmazlar ile Söyleşi

İnci Canoğulları: Ümran Hocam öncelikle sizi çok tebrik ederim..Türkiye’de bu alanda ilk eğitmen oldunuz. Oldukça zorlu bir süreç olduğunu tahmin ediyorum. Kısaca bize eğitmen olma yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?

Ümran Korkmazlar: Çok teşekkürler. Uzun ve zorlu  bir süreçti. 1999 Depremi ardından EMDR ile tanışınca, eğitim vermeye gelen EMDR Institute HAP ekibi eğitmenlerinden Jim Knipe ve John Hartung, yaklaşık 200 kadar katılımcı arasından ilerde EMDR öğretmesi için birkaç kişiyi belirledi. Ben de onlardan biri olarak yola çıktım. İlk formel görüşmemi de John Hartung yapmıştı. Süpervizyonlar sırasında, alan çalışmalarımı yakından gören çocuk ve ergenlerle çalışan Joanne Morris-Smith ve Lene Jacobsen de devam etmem konusunda çok destek oldular. Zor koşullar insanı yaratıcı yapıyor. Depremden etkilenen çok sayıda çocuk olduğu için öğrendiğim EMDR tekniğini grup olarak uygulamak üzere bir format geliştirdim. Joanne bundan çok etkilendi ve ertesi yıl (2000 yılında) Londra’da yapılacak olan 1. Çocuk&Ergen EMDR Konferansı’nda “Grup EMDR”ı sunmaya davet etti. Konferan- sın ardından “EMDR Europe Child & Adolescent Commite”si kuruldu ve ben bu tarihi toplantıya Türkiye temsilcisi olarak üye kabul edildim. O tarihten beri yılda 2 kez toplanan bu komitenin halen aktif üyesiyim. Bu komite EMDR’nin çocuklar için geliştirilmesi yanısıra “EMDR Çocuk & Ergen Eğitmeni” olmanın kriterleri üzerinde çalıştı ve “golden standard” oluşturmak için titizlikle çalışmalara devam etmekte. İlk “Çocuk ve Ergenler Eğitmen” eğitimi Dr. Bob Tinker ve Sandra Wilson tarafından 2005 yılında Londra’da verildi. Ben, o tarihte sevgili kardeşim yaşam mücadelesi verdiğinden bu eğitime katılamadım. 2010 yılındaki eğitime de kardeşimi kaybettiğim i

Hiperaktif Erişkinler – Prof. Dr. Mücahit Öztürk

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) 1900’lü yılların başından beri bilinen bir tıbbi durumdur. Ancak 1990’lardan itibaren nedenleri ve tedavisi konusunda çok geniş kapsamlı araştırmaların yapılmaya başlamasıyla daha bilinir hale gelmiştir. Bugün birçok kişide Hiperaktivitenin çocukluk dönemine has bir durum olduğu kanaati hâkimdir. Oysa gerek dikkat eksikliği, gerekse hiperaktivite belirtileri bazı kişilerde yaşam boyu devam edebilir. Yapılan araştırmalarda erişkinlerde %2-4 oranında bu belirtilerin gözlendiği bildirilmiştir. DEHB’si olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler 2-8 kat daha fazla görülür. DEHB belirtileri gelişimle ve yaş ilerledikçe değişir. Özellikle hiperaktivite ve dürtüsellik yaşla birlikte azalırken, dikkat eksikliği belirtileri devam eder. Gelişimsel bir sorun olan DEHB’nin erişkinlerde acelecilik, hareketlilik, enerjik olma gibi bazı belirtileri, olumlu kişilik özellikleri olarak kabul edilip ciddiye alınmayabilir. Bu nedenle çoğu hiperaktif erişkin doktora başvurmaz ve tanı almaz. Erişkinlerde DEHB; gerginlik, huzursuzluk, kıpır kıpır olma, bacak sallama, sessiz etkinliklerde zorlanma, telefonla çok konuşma, sürekli yorgunluk hali, kendini yeterince dinlenememiş hissetme şeklinde kendini gösterir. Bu kişiler, masa başı işlerden hoşlanmaz ve sık iş değişikliği yaparlar. Bir işte uzun süre kalamaz çeşitli bahaneler ile işten ayrılır başka bir iş ararlar. En önemli sorunları ise dürtüselliğin temel belirtisi olan, sonunu düşünmeden hareket etmedir. Ani karar vermeleri yanlış yapma oranlarını artırır. Duygulanımlarındaki hızlı değişkenlikler, aniden öfkelenme, kolay riskli davranışlar sergileme, sosyal ilişkilerinde sorunlar ve evlilik sorunları yaşamalarına neden olur. Dalgınlık, acelecilik, unutkanlık ve motor koordinasyon sorunlarına, hızlı araba kullanma tutkusu eklenince kaza yapma

Bir Psikoterapi Türü: Bilişsel Davranışçı Psikoterapi – Prof. Dr. Hakan Türkçapar

Psikoterapi nedir? Konuyla ilgili hemen tüm kuramların birleştiği nokta organizmanın bir denge halinde kalmak ve bunu sürdürmek için çaba harcadığıdır. İnsan organizması da varoluşunu sürdürmek zorundadır. Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde anlatılana benzer şekilde varoluş, temel hayatta kalma gereksinimleriyle başlar ve gitgide dana rafine ve psikososyal bir düzleme ilerler. İşte birçok ruhsal rahatsızlığın oluştuğu ve tedavi edilmeye çalışıldığı düzlem kişinin psikososyal varoluşuyla daha yakından ilişkilidir. Duygular bireyi belli davranışlara yönlendirerek bu anlamda kişinin psikososyal homeostazını sağlamakla ilgili işlev görür. Bu fonksiyonda herhangi bir bozukluk (yetersizlik, fazlalık, yerli yerinde olmama durumu ve bu durumun sürekli, işlev bozucu bir hal alması) ruhsal bir bozuklukla sonuçlanır. Ancak varoluşun psikososyal bileşeni fiziksel alandan daha izafi çizgilerle belirlenmiştir. Bireyin algılaması, anlamlandırması ve yargılaması birey, aile ve toplum tarafından oluşturulan duygular yoluyla kodlanır. Daha sonra işleyen sistemde bir aksama olduğunda duygular otomatik olarak sistemi (mümkün olduğunca)  eski haline getirmeye çalışır. Bilişler (düşünce, inanç, sayıltı) hem bu kodlamanın yapılışında hem de eğer ihtiyaç duyulursa değiştirilmesinde önemli rol oynarlar. O yüzden hastanın terapistle konuşan kısmı bilişlerin temelde üretildiği frontal lob işlevleridir. Ancak beynin daha ilkel alanlarının üretimi olan duygular doğrudan bilişler gibi ele alınamazlar. Psikoterapiler yukarıda anlatılan kurguyu mevcut işlevsiz halinden daha iyi işler hale getirmek üzere çalışırlar. Psikoanalitik terapiler genel olarak kodlamaların dürtüler, savunma mekanizmaları ve nesne ilişkileri yoluyla oluştuğu erken dönem yaşantılarına odaklanarak “iç görü ve working through” üzerinden düzelmeyi hedefler. Aile terapilerind

Duygu Koçluğu: Çocuklardaki Duygusal ve Davranışsal Problemler İçin Yeni Bir Yaklaşım – Uzm. Psk. Aslı Candan Kodalak

Ağlama krizleri, yükselen bağırışlar, içe kapanmalar… Hepsi çocukların duygusal gelişimi ve duygu düzenleme becerileri ile yakından ilişkili davranışlar. Sağlıklı, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek isteyen anne ve babaların, çocuğun duygusal sağlığı ve gelişimi konusundaki farkındalıkları ve rolü önemli. Çocuğun özgüveni, okul başarısı ve sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirebilmesinin yolu, öncelikle duygularını düzenleyebilme becerilerinden geçiyor. Peki, duyguların düzenlemesi konusunda anne ve babalar çocuklarına nasıl yardımcı olabilirler? Duygu koçluğu, anne ve babanın, çocuğa duygularını nasıl tanımlayabileceği ve nasıl uygun şekilde ifade edebileceği konusunda yardımcı olmasını temel alan bir yaklaşım. Duygu koçluğu ile hem anne ve baba hem de çocuk duyguları konusunda bir farkındalığa sahip oluyor, duygusal ifadeleri gelişiyor ve problem çözme becerileri artıyor. Tüm bunların yanı sıra çocuğun gelişiminin her aşamasında büyük önem taşıyan, çocuk ile ebeveyn arasındaki bağ da güçleniyor. Duygu koçluğunun temelinde, anne ve babanın öncelikle kendi duygularını ve onları ifade ediş tarzlarını fark etmeleri ve gerekli düzenlemeleri yapmaları, sonrasında ise çocuğun duygularının farkında olmaları yatıyor. Çocuğu empati kurarak dinlemek ve gözlemlemek, bu farkındalığın gelişmesine yardımcı oluyor. Çocuğun duygularının, anne ve baba tarafından samimiyetle dinlenmesi ve değerli görülmesi, çocuktaki ifadeyi zenginleştiriyor, aile ile paylaşımı arttırıyor ve güven ilişkisini oluşturuyor. Anne ve baba, çocuğun duygusal ifadelerini, onunla olan ilişkilerinde hem bir yakınlık ve samimiyet aracı olarak, hem de ona duyguları öğretebilmek için aracı olarak kullanıyorlar. Duyguları, çocuğun anlayabileceği bir dil ile isimlendirmek ve çocuğu duygularını sözel olarak ifade edebilmesi i

Milenyum Kuşağı ve Sanal Mutluluk – Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez

Sabah uyandığımızda ilk göz attığımız ve gece uyumadan önce en son baktığımız şey akıllı telefonumuz artık. Peki bunun yeni nesle yansımaları nasıl oluyor? Avantaj ve dezavantajları nedir? Z kuşağı olarak da adlandırılan dijital çağ çocuklarının beklentileri ve özellikleri ne, onlara karşı ebeveynlerin tutumu nasıl olmalı? Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Doktoru Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez ‘Z Kuşağı’nı gazetemize anlattı. AKILLI TELEFON ARTIK HAYATIN BİR PARÇASI Netscape internet tarayıcısının kurucusu olan Marc Andressen “akılı telefon devrimi abartıldığından daha fazla yer kaplıyor hayatımızda; akıllı telefona sahip olanların sayısı suya erişimi olanlardan daha fazla. İnsanlık bu gezegenin başlangıcından beri böyle bir şey görmedi” der. Sabah uyandığımızda ilk göz attığımız ve gece uyumadan önce en son baktığımız şey akıllı telefonumuz artık. Bir çalışmada katılımcıların telefonlarını günde ortalama olarak 34 kez kontrol ettikleri ve bunun çoğu zaman ihtiyaçtan değil sadece bir alışkanlık olarak yaptıkları bildirilmiştir. Özelde akıllı telefonlar genelde ise dijital medya şüphesiz genç kuşak için hayatın bir parçası artık. Bu durumun aile içinde çocuk-ebeveyn gerginliğinin katalizörü olduğu bir gerçek fakat sorun bu durumu da aşan boyutlarda. HIZLI TÜKETEN YENİ BİR KUŞAK ‘MİLENYUM KUŞAĞI’ Her kuşak şüphesiz bir öncekinden farklıdır ve muhtemelen “ah şu zamane gençleri” ifadelerinin asırları aşan geçmişi vardır. Fakat 2000’li yılardan sonra doğan “milenyum” kuşağının birçok anlamda farklı olduğu konusunda çoğumuzun keskin görüşleri var ve bunu otomatik olarak teknolojideki baş döndürücü ilerlemeye bağlama eğilimindeyiz. Sonuçta bir milenyum kuşağ

Kendi çocuğunuzun terapisti olun – Kli. Psk. Mehmet Teber

 

Günümüzde ailelerin çocukları ile yaşadıkları sorunların sayısını ve niteliği gün geçtikçe artıyor. Bu sorunları kendi içinde çözemeyen aileler pedagogların ve psikologların kapısını aşındırıyor. Bu yazımızda çocuk problemlerini nasıl çözeceğimizi ele alacağız. Her sorunu kendi başınıza çözemeyebilirsiniz ama en azından bazı sorunları atacağınız ufak adımlarla çözebilirsiniz.
Sorunun en kolay çözümü, sorun henüz ortaya çıkmadan harekete geçmektir. Bu hareketlere, davranışlara önleyici davranışlar denir. Sorunu ortaya çıktıktan sonra çözmek, sorunu üretmemekten daha zordur. Gribe yakalanmadan önce beslenmenize, giyinmenize dikkat etmek daha kolay ve masrafsızdır. Ancak grip olduğunuzda tedavi daha uzun süreli ve meşakkatlidir. Bu nedenle öncelikle önleyici tedbirlerden bahsedelim. Sevgi, sevgi ve sevgi gösterin
Çocuk sorunlarının temelinde sevgi yatar. Aileler tarafından sevgi ya fazla verilmiş, ya da az verilmiştir. Sevgi yokluğu içe kapanıklığa, agresifliğe yol açarken sevginin aşırı verilmesi sınır tanımaz, her istediği olsun isteyen, ukala çocukların yetişmesine neden olabilir. Demek ki, öncelikli olarak sevgiye dikkat etmemiz gerekiyor. Yani çocuğumuzda sorun varsa, öncelikli olarak sevgi penceresinden soruna yaklaşalım. Çocuğumuzun sevgi deposu dolduğunda sorunlar otomatik olarak azalacaktır. Bu noktada “5 Sevgi Dili” kavramını öğrenmek ve kullanmak çok faydalı olacaktır. Yıkıcı davranışlardan uzak durun
Aşırı koruyuculuk, mükemmeliyetçilik, baskı, şiddet, dayak gibi takip ettiğimiz kimi yıkıcı davranışlar çocuklarımızda sorunlara yol açabilir. Bu nedenle sorunu çözmeden önce, o sorunun ortaya çıkmaması için çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiğini öğrenmek daha iyidir. Bu konuda kitaplar, seminerler, makaleler, televizyon progra

Sevgi Dili – Kli. Psk. Mehmet Teber

Toplum artık herhalde psikolojik danışmanlık konusuna daha eğilimli bir durumda, değil mi? Önceden farklı gözle bakılabiliyordu, ama bugün problemler toplumun üzerine geliyor. Sizce problemler nereden kaynaklanıyor? Ben şehir şehir gezerim, şu ana kadar daha çok ailelere yönelik konferanslar verdim. Konferanstan sonra, çıkışta o kadar çok soru geliyor ki çocuklarla ilgili, kendileriyle ilgili… Türkiye beden sağlığı meselesinde epey bir yol katetti artık. Sağlık imkânlarına ulaşmak kolaylaştı, imkânlar arttı ama ruh sağlığı biraz geri kaldı, dikkatler buraya kaymaya başladı. Modern şehir, şehircilik, büyüme, hızlı gelişme, medyanın bozuculuğu, okul ortamları, neslin değişmesi, bu sefer aileler çocuklarını zapt edemez hale geldi. Mesai şartları nedeniyle pek ilgilenemez hale geldi; bir de çocuğu çok denetleyemez, eğitemez, kontrol edemez hale geldi. Toplumun getirdiği sorunlar var. Bu sefer müthiş bir psikoloji, ruh sağlığı üzerine çalışma ihtiyacı var. Bu ihtiyaç; psikiyatristler artık çok daha fazlayoğun devlet hastanelerinde ama psikoterapi Türkiye’de hala yaygınlık kapsamında değil, büyük bir boşluk var. Psikiyatristler az ilgilenebiliyor devlet hastanelerinde, yoğunlar, bir hastaya belki beş on dakika ayırabiliyor.
Psikoterapi dendiğinde, insanlar konuşmak istiyor aslında, biraz daha dinlenilmeye ihtiyaçları var. Bu hizmet de çoğu kimse için lüks kalıyor. Çünkü her bir seans en az 150 liradan başlıyor, 250-300 liraya kadar gidiyor. Mesela çocuk için, depresyon için, panik atak için, ergenlik problemleri için, aile içi çatışmalar için 3-4 seanstan aşağı da olmuyor, maliyetli bir tedavi. Bu sefer bir birikim oluşuyor. Sonra psikiyatriye gidip oradan ilaç alıyor ama ilaca karşı da bir ön yargı var. Bu ilaçlar bilmem bağımlılık yapıyor, yan etkileri var, ağır ilaçlar vs. gibi ön y

Terapiste ihtiyacı olan terapistler – Kli. Psk. Mehmet Teber

Her birimiz farklı meslekler icra ediyoruz. Ancak bazılarımız mesleğimize bir inançla bağlıyız, bazılarımız ise mesleğimize önce kendimiz inanmıyoruz. Bir diyetisyen, hastalarına önerdiği beslenme şeklini kendi uygulamıyorsa bu diyetisyen kendi mesleğine inanıyor mudur sizce? Ya da kendi dükkanının tabelası özensiz yapılmış bir tabelacının mesleğini aşkla yaptığını kim iddia edebilir?
Biz terapistler insan psikolojisi ile çalışıyoruz. İnsan psikolojisindeki kırılmaları ele alıyoruz. Burada meydana gelen hasarları onarmaya çalışıyoruz. Dolayısı ile insan psikolojisinin röntgenini çekmeyi biliyoruz. E hal böyle olunca kendi psikolojimizdeki kırılmaları da görebiliyoruz. İşte bam teli tam burası. Kendi ruhsal röntgenine bakıp yaralarını gören bir uzman ne yapar? Ondan bu yaraları onarması ya da bunun için bir adım atması beklenir değil mi? Ama maalesef çoğu terapist insanları iyileştirme iddiasında olmasına rağmen kendi yaralarından kaçıyor.
Kendini beğenmiş, maskeli, mesafeli, kibirli, hırslı ve mükemmeliyetçi o kadar çok terapist var ki. Onlardaki bu durumu normal vatandaş bile fark edebiliyor da kendileri bir türlü görmek istemiyorlar. Yıllardır birçok psikolog arkadaşla tanıştım, hem de birçok. Ciddi takıntıları olan; kedi, uçak, asansör, köpek fobisi olan; yalnız evde kalmaktan korkan uzmanlar mevcut. Kendi travmalarından kaçan, istismarlarının üzerini örtmüş nice travma çalışmacısı var. Kaygı bozukluğu, özgüven sorunları yaşayan ama henüz bir seans bile terapi almamış terapistler bulunuyor.
Kimse “Ama benim ciddi problemlerim yok” deyip kenara çekilmesin lütfen. Zaten psikoloji mesleğini seçmekteki derin amacımız kendi yaralarımızı iyileştirmek değil mi? Bizi bu mesleğe iten derin inancın ardında genelde yaralı bir çocukluk yok mu? En