Sabah uyandığımızda ilk göz attığımız ve gece uyumadan önce en son baktığımız şey akıllı telefonumuz artık. Peki bunun yeni nesle yansımaları nasıl oluyor? Avantaj ve dezavantajları nedir? Z kuşağı olarak da adlandırılan dijital çağ çocuklarının beklentileri ve özellikleri ne, onlara karşı ebeveynlerin tutumu nasıl olmalı? Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Doktoru Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez ‘Z Kuşağı’nı gazetemize anlattı.

AKILLI TELEFON ARTIK HAYATIN BİR PARÇASI

Netscape internet tarayıcısının kurucusu olan Marc Andressen “akılı telefon devrimi abartıldığından daha fazla yer kaplıyor hayatımızda; akıllı telefona sahip olanların sayısı suya erişimi olanlardan daha fazla. İnsanlık bu gezegenin başlangıcından beri böyle bir şey görmedi” der. Sabah uyandığımızda ilk göz attığımız ve gece uyumadan önce en son baktığımız şey akıllı telefonumuz artık. Bir çalışmada katılımcıların telefonlarını günde ortalama olarak 34 kez kontrol ettikleri ve bunun çoğu zaman ihtiyaçtan değil sadece bir alışkanlık olarak yaptıkları bildirilmiştir. Özelde akıllı telefonlar genelde ise dijital medya şüphesiz genç kuşak için hayatın bir parçası artık. Bu durumun aile içinde çocuk-ebeveyn gerginliğinin katalizörü olduğu bir gerçek fakat sorun bu durumu da aşan boyutlarda.

HIZLI TÜKETEN YENİ BİR KUŞAK ‘MİLENYUM KUŞAĞI’

Her kuşak şüphesiz bir öncekinden farklıdır ve muhtemelen “ah şu zamane gençleri” ifadelerinin asırları aşan geçmişi vardır. Fakat 2000’li yılardan sonra doğan “milenyum” kuşağının birçok anlamda farklı olduğu konusunda çoğumuzun keskin görüşleri var ve bunu otomatik olarak teknolojideki baş döndürücü ilerlemeye bağlama eğilimindeyiz. Sonuçta bir milenyum kuşağından söz edeceksek mevzubahis olan, en büyüğü 15 yaşında, oyuncak bebek ve arabalar yerine akıllı telefon, tablet ve oyun konsolları ile oynayarak büyüyen çocuklar ve sosyalleşmeyi daha çok sanal ortamda yapmayı tercih eden gençler oluyor. 1990’larin ortalarından sonra doğanları da bu gruba ekleyip yaş üs tlimitini 20’lere çeken sınıflandırmalarda var. Gözlerini genelde dijital teknoloji, özelde de siber medya ve sosyal etkileşim ağları ile örülmüş bir dünyaya açmalarından dolayı bütün geçmiş nesillerden temel olarak ayrılan yeni bir nesilden bahsediyoruz. Hızlı tüketen, çabuk sıkılan, doyumsuz, sürekli değişim ve yenilik beklentisi içinde olan yeni bir kuşak. Z kuşağı tabiri bu nesil için kullanılıyor.

TEHLİKE OLARAK GÖRÜLEN KUŞAK

X-men filmlerindeki mutant kuşağı anımsamanızı isteyeceğim. “Normal” popülasyona göre üstün yetenekleri olan, toplumda hayranlık ve aynı anda da endişe uyandıran ve nihayetinde toplumun mevcut düzen ve huzuru için potansiyel “tehlike” olarak görülen bir kuşak. Çünkü limitlerini kestiremediğiniz gücü kontrol etmek zordur. Kontrolünüzde olmayan şey de kaygı uyandırır. Yeni nesilde bir anlamda öyle değil mi? Ebeveynler, küçük yaştaki çocuklarının tabletlerle yaptıkları “Hocam, görmeniz lazım” deyip çoğu zamanda zekâya yordukları o “inanılmaz” şeyleri biraz hayranlık biraz da tedirginlik içeren ifadelerle anlatırlar bize. Bazen de gençlerin internet üzerinden oynadıkları çok oyunculu strateji oyunlarını tarif ederken ne olduğunu tam olarak kavrayamadıkları bir dünyadan bahsediyorlar gibi gelir bana.

İNTERNET OYUN VE TELEFON

MİLENYUM AİLELERİNİN TSUNAMİSİ OLDU

Bu Z kuşağının anne-babaları ise X kuşağı olarak adlandırılan 1965-1980 arasında doğmuş, yani 35-50 yaş aralığına düşen jenerasyon. Bu nesil; toplumun değer yargıları ile barışık, otoriteye saygılı, uyumlu, çalışkan ve sabırlı olarak tanımlanıyor. Teknoloji dalgası onları da vurmuştur fakat bu nimetler daha çok günlük ve profesyonel yaşamı kolaylaştırıcı bir fayda ve gereksinim olarak fonksiyon görmüştür. Beyaz eşya ve otomotiv teknolojisi artık her evin vazgeçilmezleridir ve cep telefonları günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Fakat internet, oyun ve akıllı telefon dünyasının son 15 yılda geçirdiği evrilmenin birçok “milenyum ailesi” için bir tsunami etkisi oluşturduğunu düşünüyorum. Bu iki kuşak arasında kalan yaş grubu ise Y kuşağı olarak adlandırılan, çoğunluğu lise ve üniversite öğrencisi veya iş hayatına yeni atılmış olgun gençlerden oluşuyor. Otoriteye daha az bağlı, daha bireysel ve hayatı daha kolay yaşamayı hedefleyen bir nesil. Dijital teknolojideki gelişmenin imkânlarını daha fonksiyonel ve faydacılık merkezli kullandıkları söylenebilir. Facebook, Twitter gibi sanal ortamları sadece kendini ifade etme aracı değil aynı zamanda daha etkin bir iletişim ve etkileşim aracı olarak da kullanılıyorlar.

DİJİTAL TEKNOLOJİ EMPATİYİ TÖRPÜLÜYOR

İlk olarak 1995 de bir psikiyatr’ in daha çok eleştiri ve mizah olarak ortaya attığı internet bağımlılığı kavramı güncel psikiyatri literatüründe en sık işlenen konulardan biri haline gelmiştir. Bu doyumsuz dijital teknoloji tüketiminin estetik algının, sosyalleşmenin ve kimlik oluşumunun şekillendiği dönem olan gençlikte sosyal etkileşim ile olgunlaşan empatiyi de törpülediği dikkatlerden kaçmamalıdır. Kişisel beceri gelişimini olumsuz yönde etkilemesine ek olarak yüksek derecede bağımlılık yapma riski ve siber suçlara yönlendirme veya aracılık etmesi nedeniyle giderek toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Dikkat ve odaklanma kapasitesini azalttığı ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) için bir kaynak oluşturduğu da birçok bilimsel çalışmada tartışılmıştır.

SOSYAL MEDYA DEPRESYONA SEBEP OLABİLİYOR

Amerikan Pediatri Akademisi’nin son zamanlarda yayınlamış olduğu bir çalışmada ergenlerin yarısından çoğunun günde en az bir kez sosyal medya sitelerine girdiği ve %75’inin cep telefonu sahibi olduğu bildirilmiştir. Ayrıca bu çalışmada vurgulanan “facebook depresyonu” ifadesi sorunun detayına dikkat çekmesi açısından değerlidir. Ergenlikte ebeveynlerden ayrışma ve sosyal ilişkiler odağının akran grubuna kayması normal gelişimin bir parçasıdır. Sosyal medya biraz da bu geçişe aracılık yaptığı ve kolaylaştırdığı için de gençlere cazip geliyor. Fakat bu tür sosyal medya ortamlarında oluşabilecek reddedilme ve beğenilmeme algısı beraberinde benlik saygısı, öz güven sorunları yanında mutsuzluk, dikkatini toplayamama, okul başarısında düşme, uykusuzluk ve huzursuzluk gibi depresyonu düşündürebilecek sorunlara yol açabiliyor. Sonuçta ergenlik davranışların dürtüsel olduğu bir dönem ve sosyal medyada sonuçları düşünülmeden atılan mesajlar, akran baskısının çok etkili olduğu bu dönemde daha yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor.

SORUN KONTROLSÜZ VE AMAÇ DIŞI KULLANILMASI

Dijital teknolojinin bugün gelmiş olduğu seviyeyi bütünüyle kötüye yormak akılcı ve inandırıcı olmaz elbette. Bilgi kaynaklarına erişimi kolaylaştırması, sosyo-ekonomik dezavantajı olan kesimlere bilgi aktarımı ve eğitim-öğrenimdeki açıklarını kapatma fırsatı sağlaması anlamında büyük bir boşluğu doldurduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ayrıca problem çözme becerileri, kritik düşünme ve multitasking denilen birçok işi bir arada yürütebilme becerilerinin daha fazla olduğu bir yenil nesilden bahsediliyor. Akranlarla iletişimi ve grup aktiviteleri için organizasyonu kolaylaştırması gibi faydalı sonuçları da olabiliyor. Sonuç olarak sorunun kaynağı olarak internet, akıllı telefon, bilgisayar gibi dijital teknoloji ürünlerinin günlük hayatın bir parçası haline gelmesini göstermek çözüme dönük bir bakış açısı olmaz kanaatimce.  Sorunun bunların aşırı, kontrolsüz ve amaç dışı kullanılması olduğunu belirtmek gerekir.

TEKNOLOJİNİN SORUNLARIYLA NASIL BAŞ EDİLMELİ?

Bu noktadan sonra internet, akıllı telefon, bilgisayar oyunları ve sanal medyanın çocuklar ve ergenler üzerine etkileri ve bu sorunla daha etkin baş edebilmek için ne yapmak gerektiğini tartışmak faydalı olur. Yukarıda belirttiğimiz kuşak farklılıklarının bir çatışmaya dönüşmesini önlemek için yeni neslin hayatı okuyuş şeklini ve ihtiyaçlarını iyi görebilmek ve artık “sıfır kağıt” politikası ile hastane ve okullara bile entegre edilmeye çalışılan dijital teknolojinin bu kuşağın geleceği olduğunu öngörüp gerekli tedbirleri almak lazım.

EBEVEYNLER KARARLI VE TUTARLI OLMALI

Çocuk ve ergenlerin akıllı, telefon, tablet, bilgisayar ve televizyon kullanımlarını sınırlamak gerekir. Fakat çocukları bu konuda bilinçlendirerek, bu aletlerin bağımlılık potansiyeline ve akademik başarıya olumsuz etkilerine vurgu yaparak bu gerekliliği içselleştirmeleri sağlanmalıdır. Okul çağında olmayan çocuklara oyun aracı olarak kesinlikle verilmemelidir. İnternet veya akıllı telefonu fazla kullanan ve anne-babanın zamanında sınır koyamadığı durumlarda çocuklara ödevlerini yapma karşılığında ödül olarak verilmesini tavsiye ederim. Fakat bu durumun ödevlerini hızlıca geçiştirmelerine yol açmaması lazım. Ebeveynlerin bu sınırları kararlı ve tutarlı bir şekilde uygulaması gerekir. Unutulamamalıdır ki anne-babalar çocukları için birer rol-modeldir. Kendilerinin akşam oturup televizyon izlerken çocuklarından ders çalışmalarını veya bilgisayardan uzak durmalarını istemek etkili olmayacağı gibi gerginliği de yol açabilir.

ANNE BABALAR SANAL ORTAMDA ÇOCUKLARIYLA ARKADAŞ OLMALI

Özellikle genç yaştaki çocukları olan anne-babaların facebook hesabı açarak çocukları ile sanal ortamda ‘arkadaş’ olmaları öneriliyor. Bunu sanal ortamda müdahil olmadan sadece çocuklarının hangi pencereden dünyaya baktıklarını anlamak için yapsınlar. Yemek saatleri gibi ailenin birlikte olduğu ortamlarda telefonların mümkünse kapatılması veya ortamdan uzak tutulması, birlikte geçirilen zamanın kalitesini arttırır. Uyku saati gibi rutinlere uyulması ve elektronik eşyaların bu rutini bozmamasına dikkat edilmelidir. Çocukların internette hangi sayfalara girdiklerinden haberdar olunmalı ve konuda yaşlarına uygun olmayan sitelere erişim engellenmelidir.

 

**Kaynak: Bu yazının orjinal metnine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.