Tag Archives: psikiyatri

Odadaki Fil – Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dinç

İçinden çıkamadığımız konular olursa hem fikri olarak hem de fiili olarak daha tecrübeli büyüklerimizden, dostlarımızdan destek isteyelim. Ancak bilelim ki kendimiz mücadele vermeden, yorulmadan, uğraşmadan sadece başkalarının desteğinden medet umarak o fili o odadan çıkartamayız.

İngilizlerin kullandığı bir deyimdir “Odadaki Fil” ifadesi. Herhangi bir insanın içinde bulunduğu odada bir fil olsa, bu durum o kadar bariz, o kadar göz ardı etmesi imkansız ve o kadar kendini hatırlatır bir nitelik taşır ki kişinin görmemesi, farketmemesi, rahatsız olmaması mümkün değildir. Yine de çokça kişi rahatı bozulmasın diye ya da cesareti olmadığı için o fil orada yokmuş gibi bir süre hayatına devam eder. Görmezlikten gelir, kimse de görmüyor ya da önemsemiyormuş gibi başka şeylerden bahsedip durur. Ancak eninde sonunda fark ettiğini belli etmeye ve üzerinde konuşmaya mahkumdur bu fil. Bu deyim hayatımızdaki görmezden geldiğimiz sorunlarımız için kullanılır. Hayatımızda bazı sorunlar vardır. Hayatımızın merkezinde yer alırlar, oldukça geniş yer kaplarlar, görülmemesi ve rahatsız olunmaması imkansızdırlar. Bütün bunların yanında hayatımızdaki herkes bu sorunları görür, farkeder ve belki rahatsız da olur. Bu sorunlar kendi kendimizle ilgili sorunlarımız olabileceği gibi işimizle, eşimizle, anne-baba ya da kardeşlerimizle veya bizi derinden etkileyen başka bir konuyla ilgili de olabilir. Tıpkı odadaki fil örneğinde olduğu biz o sorunları görmezden gelmeyi, farketmemiş gibi yapmayı ya da rahatsız olunacak bir şey yokmuş gibi davranmayı tercih ederiz. Ancak bu tercih eninde sonunda değişecektir/değişmek zorundadır. Çünkü bir fil vardır ve bütün azametiyle herkesin göreceği/bileceği şekilde hayatımızın ortasında vücut göstermektedir. Bizim yok sayma tepkimizle bu durum asla ve asla değişmemektedir, hatta belki daha bariz ve rah

Kalbimle Oynama – Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dinç

Bir kalbimiz var. Aslında sadece kalbimiz var; başka bir şeyimiz yok. Tek sermayemiz, üzerine titrememiz, esen yelden, bakan gözden sakınmamız gereken bir kalbimiz... O düzgün attığında düzgün yaşadığımız, o bozulduğunda bozuk attığımız kalbimiz... Ve etrafta cirit atan kalp hırsızları... Kalple oynamayı marifet bilen, kalp kıran, bununla beslenen kalp avcıları... Niye oynarlar, niye böyle yaparlar? İnsanı en hassas yerinden yakalayıp, sonra yüzüstü bırakmaktan ne umarlar? “Kalbimle oynama” bir çığlıktır. Hepimizin ebedi hayatı kalbimizin selametine bağlı. Onun bir tek sahibi var ve onu başkasının oyuncağı yapmamızı asla istemiyor. Onu korumamız bu açıdan çok önemli. Dosyamız, onu kendi içimizdeki karanlık yan başta olmak üzere herkesten koruyalım diye...

“Onu beni sevmeye nasıl ikna edeceğimi bana öğretir misiniz?” diyor telefonun öbür ucundaki ses. 20 dakikadır konuşuyoruz ve sekizinci defa aynı soruyu duyuyorum. Kırık ve çaresiz bir kalp var karşımda, bu yüzden sağır duymuyor beni. Ne psikolog olarak ne yapabileceğimi ve ne yapmam gerektiğini anlatabiliyorum ne de bu kadar acı çekmesinin ardından istediğinin kendi için doğru olup olmadığını. Genç bir kız beni arayan. Sınıfındaki bir delikanlı aramasına sebep. Bir şekilde tanışıyor, konuşuyor, yakınlaşıyorlar. Konuşmalarında ve mesajlarında delikanlı iltifatlar ediyor, güzel sözler söylüyor. Belli belirsiz imalar var, ihsaslar var, işaretler var. Genç kız ümitleniyor, hayaller kuruyor, niyetleniyor ve bekliyor. Ümit veren sözler, tavırlar, davranışlar devam ediyor. Sonrasında kızcağız dayanamıyor ve açık açık konuşmak istiyor. Buz gibi bir cevap duyuyor: “Beni yanlış anlamışsın.” Dünya daralıyor, nefes almak zorlaşıyor, içeride bir yerlerde üst üste patlamalar oluyor. Genç kız içine çekiliyor, derslere gidemiyor, yemekten içmekten kesil

Bilerek Yapmadım – Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dinç

 

Şayet bir şekilde bilmeden, istemeden dal kırdıysak yaptığımıza üzülür, yaptığımızdan utanır ve bu yanlışımızın sorumluluğunu üzerimize alarak telafi etmeye çalışırız. Ağaca daha iyi bakarız ağaç kimin olursa olsun mesela. Yeni bir meyve ağacı dikeriz başka insanların istifade edebileceği mesela…

Bahar bütün güzelliğiyle geldi. Günler ısındı, çiçekler açtı, meyveler olgunlaştı. Şükür ki bütün bunları doya doya görebileceğimiz bir yeşillik var evimizin etrafında. Kenarında bir dut ağacı. Yoldan geçen yer de geçer. Oldukça meyveli, bereketli bir ağaçtır. Geçen gün 3 çocuk dallarına asılıyor, sallıyorlar. Yaklaştım yanlarına dedim ki: “Çocuklar istediğiniz kadar yiyin, helali hoş olsun ama dallarını kopartmayın.” Arkamı döndüm çocuk dalı sallamaya devam etti ve dal elinde kaldı. Hemen dalı saklamaya girişti. Döndüm dedim ki: “Bakın işte tam bundan bahsediyordum. Yine söylüyorum istediğiniz kadar yiyin ama lütfen dallarını koparmayın.” Derken aradan 10 dakika geçti, çocuklar halen orada ve gördüm ki hâlâ dallara asılıyorlar. Tekrar söyledim dallara asılmayın diye, onlar da “dalları kırmıyoruz, meyve yiyoruz” dediler. “Ama böyle yerseniz dallar kırılır, bakın demin de böyle yaptınız kırıldı” dedim. Dalı kopartan 10 yaşlarındaki kız çocuğu gözlerini gözlerime dikti ve ben bunu söylediğim için suçluymuşum gibi bana “bilerek yapmadım” dedi. Yüzünde bırakın bir mahcubiyet ya da pişmanlığı, üzüntü bile yoktu. Öyle ya bilerek yapmamıştı, dolayısıyla mahcup olması veya üzülmesi için bir sebep yoktu. Üstüne ben de meramımı ifade ederek yanlış yapmıştım. Bilerek yapmadıysa konuşacak bir şey yoktu, her şey olduğu gibi devam edecekti. Bir çocuk bunu böyle düşünebilir. Ahlaki gelişim sürecinin başındadır, somut-soyut kavramlar tam oturmamıştır, sebep s