Tag Archives: Rukiye Hayran

Hiperaktif Erişkinler – Prof. Dr. Mücahit Öztürk

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) 1900’lü yılların başından beri bilinen bir tıbbi durumdur. Ancak 1990’lardan itibaren nedenleri ve tedavisi konusunda çok geniş kapsamlı araştırmaların yapılmaya başlamasıyla daha bilinir hale gelmiştir. Bugün birçok kişide Hiperaktivitenin çocukluk dönemine has bir durum olduğu kanaati hâkimdir. Oysa gerek dikkat eksikliği, gerekse hiperaktivite belirtileri bazı kişilerde yaşam boyu devam edebilir. Yapılan araştırmalarda erişkinlerde %2-4 oranında bu belirtilerin gözlendiği bildirilmiştir. DEHB’si olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler 2-8 kat daha fazla görülür. DEHB belirtileri gelişimle ve yaş ilerledikçe değişir. Özellikle hiperaktivite ve dürtüsellik yaşla birlikte azalırken, dikkat eksikliği belirtileri devam eder. Gelişimsel bir sorun olan DEHB’nin erişkinlerde acelecilik, hareketlilik, enerjik olma gibi bazı belirtileri, olumlu kişilik özellikleri olarak kabul edilip ciddiye alınmayabilir. Bu nedenle çoğu hiperaktif erişkin doktora başvurmaz ve tanı almaz. Erişkinlerde DEHB; gerginlik, huzursuzluk, kıpır kıpır olma, bacak sallama, sessiz etkinliklerde zorlanma, telefonla çok konuşma, sürekli yorgunluk hali, kendini yeterince dinlenememiş hissetme şeklinde kendini gösterir. Bu kişiler, masa başı işlerden hoşlanmaz ve sık iş değişikliği yaparlar. Bir işte uzun süre kalamaz çeşitli bahaneler ile işten ayrılır başka bir iş ararlar. En önemli sorunları ise dürtüselliğin temel belirtisi olan, sonunu düşünmeden hareket etmedir. Ani karar vermeleri yanlış yapma oranlarını artırır. Duygulanımlarındaki hızlı değişkenlikler, aniden öfkelenme, kolay riskli davranışlar sergileme, sosyal ilişkilerinde sorunlar ve evlilik sorunları yaşamalarına neden olur. Dalgınlık, acelecilik, unutkanlık ve motor koordinasyon sorunlarına, hızlı araba kullanma tutkusu eklenince kaza yapma

Bir Psikoterapi Türü: Bilişsel Davranışçı Psikoterapi – Prof. Dr. Hakan Türkçapar

Psikoterapi nedir? Konuyla ilgili hemen tüm kuramların birleştiği nokta organizmanın bir denge halinde kalmak ve bunu sürdürmek için çaba harcadığıdır. İnsan organizması da varoluşunu sürdürmek zorundadır. Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde anlatılana benzer şekilde varoluş, temel hayatta kalma gereksinimleriyle başlar ve gitgide dana rafine ve psikososyal bir düzleme ilerler. İşte birçok ruhsal rahatsızlığın oluştuğu ve tedavi edilmeye çalışıldığı düzlem kişinin psikososyal varoluşuyla daha yakından ilişkilidir. Duygular bireyi belli davranışlara yönlendirerek bu anlamda kişinin psikososyal homeostazını sağlamakla ilgili işlev görür. Bu fonksiyonda herhangi bir bozukluk (yetersizlik, fazlalık, yerli yerinde olmama durumu ve bu durumun sürekli, işlev bozucu bir hal alması) ruhsal bir bozuklukla sonuçlanır. Ancak varoluşun psikososyal bileşeni fiziksel alandan daha izafi çizgilerle belirlenmiştir. Bireyin algılaması, anlamlandırması ve yargılaması birey, aile ve toplum tarafından oluşturulan duygular yoluyla kodlanır. Daha sonra işleyen sistemde bir aksama olduğunda duygular otomatik olarak sistemi (mümkün olduğunca)  eski haline getirmeye çalışır. Bilişler (düşünce, inanç, sayıltı) hem bu kodlamanın yapılışında hem de eğer ihtiyaç duyulursa değiştirilmesinde önemli rol oynarlar. O yüzden hastanın terapistle konuşan kısmı bilişlerin temelde üretildiği frontal lob işlevleridir. Ancak beynin daha ilkel alanlarının üretimi olan duygular doğrudan bilişler gibi ele alınamazlar. Psikoterapiler yukarıda anlatılan kurguyu mevcut işlevsiz halinden daha iyi işler hale getirmek üzere çalışırlar. Psikoanalitik terapiler genel olarak kodlamaların dürtüler, savunma mekanizmaları ve nesne ilişkileri yoluyla oluştuğu erken dönem yaşantılarına odaklanarak “iç görü ve working through” üzerinden düzelmeyi hedefler. Aile terapilerind

Duygu Koçluğu: Çocuklardaki Duygusal ve Davranışsal Problemler İçin Yeni Bir Yaklaşım – Uzm. Psk. Aslı Candan Kodalak

Ağlama krizleri, yükselen bağırışlar, içe kapanmalar… Hepsi çocukların duygusal gelişimi ve duygu düzenleme becerileri ile yakından ilişkili davranışlar. Sağlıklı, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek isteyen anne ve babaların, çocuğun duygusal sağlığı ve gelişimi konusundaki farkındalıkları ve rolü önemli. Çocuğun özgüveni, okul başarısı ve sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirebilmesinin yolu, öncelikle duygularını düzenleyebilme becerilerinden geçiyor. Peki, duyguların düzenlemesi konusunda anne ve babalar çocuklarına nasıl yardımcı olabilirler? Duygu koçluğu, anne ve babanın, çocuğa duygularını nasıl tanımlayabileceği ve nasıl uygun şekilde ifade edebileceği konusunda yardımcı olmasını temel alan bir yaklaşım. Duygu koçluğu ile hem anne ve baba hem de çocuk duyguları konusunda bir farkındalığa sahip oluyor, duygusal ifadeleri gelişiyor ve problem çözme becerileri artıyor. Tüm bunların yanı sıra çocuğun gelişiminin her aşamasında büyük önem taşıyan, çocuk ile ebeveyn arasındaki bağ da güçleniyor. Duygu koçluğunun temelinde, anne ve babanın öncelikle kendi duygularını ve onları ifade ediş tarzlarını fark etmeleri ve gerekli düzenlemeleri yapmaları, sonrasında ise çocuğun duygularının farkında olmaları yatıyor. Çocuğu empati kurarak dinlemek ve gözlemlemek, bu farkındalığın gelişmesine yardımcı oluyor. Çocuğun duygularının, anne ve baba tarafından samimiyetle dinlenmesi ve değerli görülmesi, çocuktaki ifadeyi zenginleştiriyor, aile ile paylaşımı arttırıyor ve güven ilişkisini oluşturuyor. Anne ve baba, çocuğun duygusal ifadelerini, onunla olan ilişkilerinde hem bir yakınlık ve samimiyet aracı olarak, hem de ona duyguları öğretebilmek için aracı olarak kullanıyorlar. Duyguları, çocuğun anlayabileceği bir dil ile isimlendirmek ve çocuğu duygularını sözel olarak ifade edebilmesi i