Psikoterapinin öncü isimleri Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde buluştu. 28-29 Nisan 2018 tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi, Davutpaşa Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen zirvede, Prof. Dr. Tamer Aker, ‘‘Travmanın Psikoterapisi’’ konu başlığıyla yaptığı sunumla yerini aldı.

Travma insanın yaşamına yönelik bir tehdit yaşaması veya cinsel şiddet yaşaması olarak kabul edilmektedir. Travma, olayın doğrudan kişinin başına gelmesi, başkasının başına geldiğine tanık olunması, sevilen bir kişinin başına acı, feci ve vahşi içerikli bir olay geldiğinin öğrenilmesi, meslek icra edilirken travmatik olaylarla karşılaşılması olmak üzere dört şekilde yaşanmaktadır. Travmayla çalışan kişilerin çok geniş bir psikopatoloji spektrumuna hazır olmaları gerektiğine dikkat çeken Aker, travmayla çalışmanın gen-çevre etkileşiminin çalışılabileceği psikopatolojideki en uygun alanlardan biri olduğunu, dolayısıyla travma çalışacak kişilerin psikopatolojinin ve beden sağlığının geniş spektrumu konusunda hakimiyetlerinin olmasının beklendiğinin altını çizmektedir.

Konuşmasında daha çok travmaya bağlı stres tepkilerinin geliştiği durumlar, stres; diğer bir ifadeyle dehşet ve korku odaklı tepkilere dayalı ruhsal sorunlar ve bu sorunların tedavisi üzerine odaklanan Aker, Kontrol Odaklı Davranış Terapisinin bir miktar daha kaygı, stres, korku, dehşet eksenli giden travmatik stres sorunları ile ilişkili, bu sorunların baskın olduğu durumlarda kullanılan bir terapi yaklaşımı olarak düşünülebileceğine işaret etmekte, bu terapi yaklaşımının değiştirilmiş farklı türlerinin de travmatik yasta, diğer bir ifadeyle özlem ve hasretle devam eden psikopatolojik türlerde de kullanılabileceğini belirtmektedir. Karmaşık TSSB olarak isimlendirilen çok daha farklı tablolarda benlik saygısında düşüklük, öfke patlamaları, konversiyon, somatisazyonla giden durumlarda da kullanılabileceğini, fakat kendisinin travma ve stres; diğer bir ifadeyle korku, dehşet eksenli psikopatoloji üzerine yöneldiğini belirtmektedir.

Kontrol Odaklı Davranış Terapisinin Bilişsel Davranışçı Terapiler temelinde geliştirilmiş bir terapi yöntemi olduğuna işaret eden Aker, kontrolden kastedilenin travmanın kendisini ve travmanın etkilerini değiştirmeye yönelik olarak kişinin yapabildiği tüm çabalar, gayretler, bilişsel ya da duygusal tepkiler, çıkarımlar olarak kabul edilebileceğini vurgulamaktadır. Tacize ve küfre maruz bırakılan kadının tacizden daha fazla rahatsız olmasına rağmen tepkisiz kalması ve küfür karşısında aşırı tepkiler vererek kendisini yerlere atması karşısında faillerin küfürleri ve aşağılamaları artarken tacizin bırakıldığına işaret etmektedir. Bunun kişinin travmanın etkilerini, yani yaşadığı tacizin etkilerini ne derece kontrol edebildiğine dair fikir vermesi açısından önemli olduğuna işaret eden Aker, bu çalışmaları ülke içinde yerinden edilme, deprem sonrası, aile içi şiddet, tecavüz olguları, patlamalar, katliamlar, savaş travması, mültecilik travmasında da etkili olarak kullanmaya başladıklarını belirtmektedir.

Kontrol Odaklı Davranış Terapisinin odaklandığı kısmın korku ve dehşet ekseniyle ortaya çıkan travmatik stres tepkileri olduğunu belirten Aker, travma çalışılırken geniş bir psikopatolojik bilgiye hakim olunmasının gerekli olduğuna işaret etmekte, özellikle travmatik stres tepkilerinin Kontrol Odaklı Davranış Terapisi açısından da ele alınacaksa yeniden yaşantılama ve kaçınma belirtilerinin çok daha ayrıntılı olarak saptanması gerektiğini vurgulamaktadır. Diğer bir ifadeyle, terapi sırasında yeniden yaşantılamayı kabuslar, geriye dönüşler gibi çalakalem yazarak değil, mutlaka içeriklerini de ayrıntılandırarak, kaçınmanın da sadece kaçınma belirtileri var, olayı hatırlatan uyaranlardan, durumlardan, kişilerden kaçınıyor şeklinde değil, mutlaka detaylandırılarak yazılması gerektiğine işaret etmektedir. Klinisyenlere ‘‘basit’’gibi gözükebilen bir kaçınma davranışı, yarattığı durum ve etkisine değinildiğinde diğer kaçınma davranışlarını, korku tepkilerini de tetikleyerek işlevselliğini önemli ölçüde engelleyebileceği için kişi için önemli olabilecek her türlü kaçınma davranışının ayrıntılı olarak ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Özellikle mesleğe yeni atılan kişilerin değerlendirmelerde ölçekleri kullanabileceğini belirten Aker, ölçekleri tekrar tekrar okumanın, bazı olgularda tekrar tekrar kullanmanın, kişiye görüşme akıcılığı da kazandıracağı için önemli olduğuna işaret etmekte, ölçek kullanımının izlenilen yöntemin ve tedavinin etkisi konusunda hem terapiste hem de danışana etkisi konusunda çok nesnel bir fikir vermesi açısından önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu terapinin ilk ve temel adımının travma hatırlatıcılarını ve kaçınma davranışlarını değerlendirmek ve şikayetlerle kişinin yakınmalarıyla olaylar ve kaçınma davranışları arasındaki bağlantıyı çıkarmaya çalışmak olduğuna işaret etmektedir. İnsan eliyle yapılan travmalar, doğal afetler, kazalar gibi travmanın farklı türleri olduğunu belirten Aker, özellikle insan elinden çıkan travmalarda daha hassas davranılması gerektiğini, danışanın deprem travmasını veya trafik kazasını ilk görüşmede rahatlıkla dile getirebilirken, yaşadığı bir cinsel tacizi veya tecavüzü seanslar sonra anlatabileceğini, bu nedenle değerlendirmenin sadece bir veya ikinci seansta yapılan bir durum ya da süreç olarak düşünülmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Soma maden faciası, mültecilik, canlı bomba saldırıları gibi insan elinden çıkan travmalarda ya da çok ciddi kazalarda durumun geri planı, alt yapısını danışanla konuşmanın önemine değinen Aker, danışanın kültürünün geri planını tanımanın gerekliliğine, her türlü psikososyal yaklaşımda ya da terapide  güven ilişkisinin önemine işaret etmektedir. Kaçınma davranışlarının değerlendirilmesinin önemini vurgulayan Aker, kaçınmanın basit bir davranış olarak düşünülmemesi gerektiğine, fobik bir kaçınma varsa önemli ya da önemsiz demeden bunu çok ayrıntı bir şekilde değerlendirmek gerektiğine, domino taşı etkisiyle bir şekilde başka kaçınma davranışlarını tetikleyebileceğine vurgu yapmaktadır.

Değerlendirmenin seansla sınırlı tutulmaması, seans dışında da bu değerlendirmeye ilişkin tüm ayrıntıları toplamanın önemine işaret eden Aker, tıbbi muayeneye girmesi gereken danışan için danışanı ve danışanın gittiği doktoru bilgilendirmenin gerekliliğine vurgu yapmaktadır. ‘‘Bu korku nedeniyle yapmakta güçlük çektiğiniz ya da yapamadığınız davranışlar var mı?’’gibi kaçınmada davranışlarının değerlendirilmesinde sorulabilecek bir veya birkaç sorunun akılda bulunmasının görüşme akıcılığını şekillendireceğine ve etkileyeceğine işaret etmekte, kaçınma davranışlarının daha sağlıklı değerlendirilmesine vesile olacağına vurgu yapmaktadır.

Türkiye’de çalışan tüm ruh sağlığı uzmanlarının ya da psikososyal alanda çalışan tüm uzmanların bir anlamda psikolojik ilk yardım veya psikoeğitim yapabilme yeterliliğinin gelişmesi gerektiğini vurgulayan Aker, bulunduğumuz coğrafyanın çok karmaşık bir coğrafya olduğuna işaret etmekte, neyle, ne zaman karşılaşılacağını kestirmenin güç olduğunu, bu nedenle bu araçların cebimizde bulunmasının gerekliliğine ve bunların öğrenilmesi ve uygulanılması kolay araçlar olduğuna ve terapi kadar da etkili olduğuna işaret etmektedir. Kişinin sorunlarını kolay kavramasını ve tedaviye aktif olarak katılmasını sağlayan psikoeğitimin de bu araçlardan biri olduğunu belirten Aker, psikososyal kuramların iyi okuması veya iyi içselleştirmesi gerektiğini fakat psikoeğitim sırasında kuramları anlatmaktan ziyade kişiye uygun, anlayabileceği bir dilde, onun kültürüne uygun ve çeşitli metaforları, örnekleri kullanarak durumu anlatabilmenin önemini vurgulamaktadır. Psikoeğitimin çeşitli örnekle bezediğimiz bir etkileşim gibi düşünülebileceğini belirten Aker, psikoeğitim sayesinde kişinin yaşadığı belirtileri ve bu belirtilerin tedavisini öğrenebileceğine, soruna karşı ne yapabileceğini kestirebileceğine, anlaşıldığını anlayabileceğine, yalnız ve tek olmadığını hissedebileceğine işaret etmektedir.  Psikoeğitimi soru-cevap şeklinde, açıklamalı, örnekli, etkileşimli bir doğada hayal etmenin faydasına işaret eden Aker, psikoeğitim sayesinde kişinin probleminin zayıflık ya da eksiklikten kaynaklanmadığını fark etmesine yardımcı olmanın önemini vurgulamaktadır.

Travma çalışmanın apseyi boşaltmak gibi sancılı bir süreç olduğunu belirten Aker, apse boşaltılıp tedavisi yapıldıktan, dikiş atıldıktan yıllar sonra bile bakıldığında o izin görülebileceğine dolayısıyla da travmatik bir olayın da tamamen unutulmasının mümkün olmadığına, çünkü o güne kadar inşa edilen bütün düşünsel, duygusal, davranışsal yaşantının yaşanılan tecavüzle, kazayla, şiddetle, savaşla yıkıldığına, zihinde bir tür deprem yaşandığına, bu depremden sonra yeni duygular, yeni davranışlar, yeni düşünceler inşa edileceğine  ve bunların öncekilerden biraz farklı olacağına ve bunların kuruldukları zeminin de farklı olacağına, fakat bunun olumsuz olacağı anlamına gelmediğine işaret etmektedir.

Travmatik olayların olumlu değişikliklere yol açabileceğini belirten Aker, 17 Ağustos Depremini yaşamanın Türkiye’de ve yakın coğrafyada yapılan travma ve afet çalışmalarına öncü olduğunu ve travma çalışan kişilerin sadece ülke sınırları içerisinde kalmaması gerektiğini vurgulamaktadır.

Tedavi mantığındaki temel çıkış noktasının kaçınma davranışlarının insanda bir güvensizlik yarattığına, fakat bu kaçınma davranışlarının üstüne giderek kaçınma davranışlarının yenilebileceğini görmenin; anksiyeteyle, korkuyla hemhal olup onunla baş edilebileceğini görmenin kişide bir özgüven yaratacağına işaret eden Aker, korkuya karşı özgüvenin bu tedavi rasyonelini anlatırken verilecek temel mesajların başında geldiğini vurgulamaktadır. Korkunun insanlar için gerekli bir duygu olduğu, zaman zaman bu duyguyla hemhal olunması, onunla baş edilmesi ve onun yeniden yaratılması ve üretilmesi gerektiğini belirten Aker, bu yapılırken güven duygusunun, özgüvenin arttırılması gerektiğine işaret etmektedir.

Kaçınma davranışlarının üzerine gidilirken farklı kuramlardan kişileri cesaretlendirebilecek örneklerden de yola çıkılması gerektiğine işaret eden Aker, tedavi sürecinin nasıl işlediğinin anlatılmasının önemini belirtmekte, kontrol hissini vurgulamanın, kontrol hissini vurgularken de bunun bir özgüven artışı olduğunu, özgüven arttıkça kişinin travmasıyla, stresiyle, kaygısıyla daha kolay baş edebileceğini bildirmemiz gerektiğini vurgulamaktadır.

Geçtiğimiz yıl ilki gerçekleşen Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde farklı ekoller üzerine uzmanlaşmış 31 profesyonel isim, psikoterapi alanında yapılan çalışmaları her yönüyle değerlendirerek birikimlerini aktardılar. Kısa sürede sağladığı çok çeşitli bilgi aktarımı sayesinde alana ilgi duyanlara büyük bir fırsat sunan Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde konuşmacılar ile katılımcılar, paneller ve atölyeler eşliğinde bol etkileşimli bir atmosferde buluştu.

Bu yıl da Tamer Aker ‘‘Toplumsal Travmalarda Psikososyal Yaklaşımlar; Psikolojik İlk Yardım & Psikoeğitim’’ konu başlığıyla 16-17 Mart 2019 tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi, Maçka Kampüsü’nde gerçekleştirilecek Türkiye Psikoterapi Zirvesi’nde yer alacak.

 

*Bu yazı İstanbul Şehir Üniversitesi öğrencisi Sümeyra Hafızoğlu tarafından düzenlenmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir